Sason Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlemiş olduğu “İslamın İnsana Verdiği Değer” konulu konferans’ta gönüller bir araya geldi. Sason Yunus Emre İlköğretim Okulu Konferans salonunda verilen konferansa konuşmacı olarak Abdullah Şahin ve Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Tanrıverdi katıldı. Program başlangıcında Sason Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Özmen Derneğin faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Programda ilk konuşmayı yapan Abdullah Şahin Peygamberliğin gerekliliği konusunda ilmi bilgiler verdi. Şahin konuşmasına şöyle başladı: “Güzel Sason'umuzun güzel derneğimizin bu güzel çalışmasını tebrik ederek ve hepinize hoş geldiniz diyerek başlamak istiyorum. Peygamber Efendimizi anmak ve kutlu doğum haftası çerçevesinde İslam'ın insana verdiği önem anlamında, diğer bir ifade ile Resul-i Ekrem (a.s)'ın fiillerinden ve tavırlarından oluşan İslamiyet'in insana verdiği ehemmiyet çerçevesinde bu konferans gerçekten de anlamlı...” “Peygamberlik Müessesesi” Konuşmasında Peygamberliğin gerekliliğini anlatan Şahin şöyle devam etti: “Buna gelmeden önce nübüvvet ile ilgili, Peygamberlik müessesesi ile ilgili, kurumu ile ilgili, birtakım bilgilerin herhalde zihnimize yerleşmesi lazım. Biz Müslümanlar, müminler olarak iman formülasyonu ilkeleri diye daha çocukluktan itibaren çoluk çocuğumuza öğrettiğimiz zihinlerimize nakşettiğimiz, silinmez ibarelerle nakşettiğimiz o altı temel prensipten bir tanesi de Peygamberlere imandır. Bu elbette ki sadece Peygamber (as) ile ilgili değildir. Nübüvvet olayı bir bütündür ve beşer anlamında Peygamber Efendimiz (as)den önce insanlık ile başlayan bir süreçtir Nübüvvet süreci... Ve bu çerçevede yine itikadi anlamda şöyle düşünürüz, alimlerimiz şöyle ifade eder, derler ki: “ Kelime i Şehadetin iki kelamı birbirine burhandır ve delilleri onun içerisindedir” Yani Lailahe İllallah Muhammedün Resululah kelimesinin iki kelamının birincisi ikincisine bürhan-ı inni, ikincisi birincisine bürhan-ı ilmidir. Bu kelami bir açılım. Ne demek? Ateşin dumana olan delaleti veya dumanın ateşe olan delaleti gibidir. Allah’a iman, Peygamberlere imanı gerektirir. Bu onun içerisindedir. Bu birbirini gerektirir. Diğer imanın bütün ilkelerinde prensiplerinde olduğu gibi nitekim Allah Resulü (a.s.)'nün bizler için ifade ettiği ve miraç gecesinde nazil olduğu ifade edilen yatsı namazından sonra ümmetinde ekseriyetin okuduğu sünneti icra anlamında Amenerresulü diye başlayan ifadelerle bu ayet-i kerimelerde de biz sadece Hz Muhammed (sav)'e değil bütün Peygamberlere iman ederiz bütün hak kitaplara da iman ederiz, melaikelere de iman ederiz; Ve bunlar imanın prensipleri olarak bizim itikadımızla kafamızda zihnimize yerleşmiştir. “Allah'a İman, Peygambere İmanı Gerektirir” Hatta bu anlamda Peygamber Efendimize imanı gerektirdiği bağlamda yani Allah'a olan iman Peygamber’e imanı gerektirir. Niçin? Çünkü kainat kitabını bize tarif edicidir. Öyle bir kitap ki, eğer muallimsiz olsa anlaşılamaz bir kitaptan ibaret kalır. Bu mantıkla bakıldığında kainatın her şeyini bize tarif eden bir muallim, din anlatıcıya ihtiyacımız vardır. Ve bunlarda insanlık içerisinde mümtaz olan seçkinler seçkini anlamında tarif edilebilecek belli şahsiyetlerdir ki bunlarda Peygamberlerdir. Ve bu çerçevede çoğumuzun herhalde bu memleketin insanı da itikadi anlamda İmam Eş'arinin itikadı üzerine yorumladığı üzere ayeti-kerime de “Biz bir kavme Peygamber göndermedikçe onları azaplandırmayız.” Eğer böyle ise Cenabıı Hakk kendi kitabında ve Kitabullah'ta azaplandırmayı bir Peygamberin gönderilişine bağlıyorsa bizimde herhalde yorumumuz bu şekilde olur. Peygamberlik müessesi, kurumu, bu anlamda önemli.... “Nübüvvet Kurumu Beşerde Zaruriyedir” Bu anlamda düşünülmesi gereken bir konu, Nübüvvet peygamberlik kurumu beşerde zaruriyedir. Gerekli olan bir şey Kainatın diğer bilimlerinde görebildiğimiz okuyabildiğimiz kadarıyla “karıncayı emirsiz, arıyı yasupsuz, (emirbeysiz) bırakmayan bir Kudret-i Ezeliye elbette ki beşeri peygambersiz bırakmaz.” Bunlar içinde bir reh- ber bir yol gösterici gönderecektir. İşte Resul-i Ekrem (sav) bütün Peygamberlik kurumu içerisinde bir fert fakat onun ayrı bir yeride vardır. Bizim mevlitlerimizde, kelam kitaplarımızda, itikat kitaplarımızda işlenmiş olan konular az önce ifade ettiğimiz gibi o kelime-i şahadetin birbirine bürhan olması anlamındada değerlendirildiğinde Resul-i Ekrem (a.s.)’ in inandığımız bütün değerlerle o bütün iman prensiplerinde ilkeleriyle bir alakası bir bağlılığı vardır. Ve kainatın bütünüyle alakası vardır, bu çerçevede hayatın kainatın bir özü bir hülasası olduğu ifade edilir, şuur hayat ruh vs. bunların Hz. Resul-i Ekrem (as)‘in hayatıyla bağlantısı var ve anlam olarak kimi alimlerimiz her ne kadar mevzu derse de , hadis-i bilma'na olarak Peygamber efendimizin kainatın bütünüyle bir alakası vardır. “Senin için, senin için olmasaydı kainatı, eflakı halk etmezdim.” Denilen bu hadisi kudsideki ifade bu çerçevede anlamlıdır. Buna istinadendir ki, denilmiştir eğer kainattan Risalet-i Muhammediye (a.s.) nuru çıksa, gitse, kainat, eflak vefat edecek. Kainatın bağlılığının devamı Resul-i Ekrem (a.s.)'in nurunun kainattaki varlığıyla bağlantılı o gidince maliksiz kalınca, rehbersiz olunca, insanlık herhalde kaos yaşayacaktır rehbersizlikten... Belki o nur çıkmış olan Kur'an nurundan ayrılan bu beşer ve kainat veya küre-i arz başını bir seyyareye çarpacak, belki bir kıyameti koparacak. Bu çerçevede herhalde aklını başına alması lazım ta ki bu kainat anlamını devam ettirsin o Kur'an'ın İ’lam-ı Kelamullah olan Kuran-ı Kerim’deki ifadelere uygun bir hayat sürdürebilsin diye.... “Eğer Allah'ı seviyor iseniz, o halde Resul-i Ekrem (a.s.m)'e Tabi Olacaksınız” Zira ki Cenab-ı Allah Kuran-ı Keriminde “De ki Eğer Allah'ı seviyor iseniz o halde Resul-i Ekrem (asm)‘e tabi olacaksınız” Allah'a olan sevginin yeri konumu, durumu Allah Resulü(a.s.)'ne (a.s.) olan bağlılıktan geçer onu sevmekten ona tabi olmaktan geçer . Yine başka bir Ayet-i Kerimede “Resul (a.s.) size neyi verdiyse onu alınız, neden sizi sakındırdıysa da ondan sakınız buyrulur” Evet böyle bir zat, emsalsiz bir zatı anlamak ve ona tabi olmak kainatın yaratıcısına ve o ilahi emir ve buyruklara hareket etmek çerçevesinde anlamlıdır, önemlidir. Peki ekser insanlara ne olmuş ki sağır olup kör olmuşlar belki divane olmuşlar ki o hakkı görmüyorlar, bu hakkı işitmiyorlar veya anlamıyorlar? Hz. Resulullah (as)'ın dinimize gerektirdiği ibadetlerin bütün sırlarını en ince sırlarına kadar bizzat kendisinin tabi olması duada hakeza binlerce seneden beridir. Onun yapmış olduğu dualarda okuduğu zikirlerde Rabbinin tavsif de emsalsizliğini hala muhafaza etmektedir ve bunun çerçevesinde Marifetullah'ın önemli ifade tarlalarından olan Cevşenülkebir deki Rabbini esmasıyla talip ve tavsifi gerçektende anlamlıdır, ulemamızın sarf ettiği veciz bir cümle var “Ben sözlerimle Muhammed'i (sav) methetmiş övmüş olmadım fakat Muhammed (sav)'ten bahsetmek ile sözlerim güzelleşmiş oldu.” diye başlayıp Nübüvvetle ilgili Resul-i Ekrem(as) ile ilgili ifadeler o tarzda başlamış bu tarzda izahatlar yapılmıştır.” Ardından kürsüye geçen Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Tanrıverdi İslamın ve Hz. Peygamberin insana verdiği değeri anlattı. “Peygamberimiz Son Peygamberdir” Peygamberimiz (sav) kendinden önce gelen bir çok peygamberin devamıdır. Ama son Peygamberdir ondan sonra artık Peygamber gelmemiş ve gelmeyecektir. Peygamberimiz insanlığa ne getirdi veya insanlığa ne değer verdi? Onun için İslam’ da insan ne kadar değerlidir konulu bir konferans vermek istedik. İnşallah zamanımız el verdiği sürece Peygamberimiz (sav) getirdiği din ile Peygamberi olduğu İslam dini ile insana ne kadar değer vermiştir. Bunu sizlere açıklamaya çalışacağım. Konuya bir Ayet-i Kerime ile başlamak istiyorum. Bakınız Kuran-ı Kerimde Yüce Allah(c.c) insana ne kadar değer vermiştir. İnsanlara hitaben şöyle buyuruyor Yüce Allah (c.c) “Görmüyor musunuz yüce Allah yerdeki her şeyi ve gökteki her şeyi sizin emrinize vermiştir.” Sadece dünyayı değil sadece bir günü de değil, gökler diyor, semavat diyor. Yüce Allah yedi göğü de insanların emrine vermiştir. İnsan o kadar değerli ki sadece yeryüzü değil gökler de onun emrine verilmiştir. Okuduğum ayeti kerimede Cenabı Allah musahhara kelimesini kullanıyor. Bize musahhar etmiş cümlesini kullanmış yüce Allah... Bir başka ayeti kerimede Cenabı Allah şöyle buyuruyor; “Yerde ne varsa, göklerde ne varsa sizin için yarattım” diyor. Cenab-ı Allah bizim için yaratmışsa dünyadan istifade ettiğimiz gibi gökler den de istifade etmemiz gerekir. Şu sonuca varıyoruz bu ayetlerden insanlar dünyayla yetinmeyecek bir göğe değil yedi göğe çıkacaklardır. Ve onlardan istifade edecektir. Dünyadan milyonlarca kat büyüklükte olan yıldızlar yaratılmıştır göklerde ve Cenab-ı Allah Kur'an-ı Ke-rim’de: “Onları da sizin için yarattım” buyuruyor. O zaman insanlar bunlardan istifade edecekler ayet bunları bile söylüyor. İnsan o kadar değerlidir ki, dünya ve gökler onun emrine verilmiş ise bir insan Cenabı Allah’ın şu ayetini de hak ediyor. Cenabı Allah buyuruyor ki “ Biz insanı şerefli yarattık, izzet ve şeref sahibi, onur sahibi olarak yarattık.” Elbette dünya ve gökler onun emrine verilmiş bir varlık... Ondan daha izzetli, daha onurlu bir varlık var mıdır? “İnsan Yeryüzünün Halifesidir” İnsan çok değerlidir. Dinimizin insana verdiği önemi başka bir açıdan ele alalım. Cenab-ı Allah insanı yaratmadan önce meleklere insanı yaratacağına dair bilgi veriyor. Ve bu bilgiyi Kuran-ı Kerim’de Bakara süresinde aktarıyor. Diyor ki: Meleklere “Ben yeryüzünde bir Halife yaratacağım.”Ayeti Ke- rime şöyle diyor; “Biz meleklere dedik ki yeryüzünde bir Halife yaratacağız.” Yani dünyayı onun emrine vereceğiz biliyorsunuz halife demek asilin yerine geçecek kişi demektir. Peygamberimizin Hali- feleri gibi insanda yeryüzünde Allah (c.c)'ın halifesi oluyor. Dünya ve gökler onun emrine verilmiş. Bu kadar değerli bir varlık yaratıyor. İnsanları yaratmadan önce bu bilgiyi meleklere veriyor bilgiyle beraber özeliklerini de meleklere söylüyor ama Melekler anlamakla zorluk çekiyor. Melekler soruyor Cenab-ı Allah'a istikam olarak “Sen nasıl dünyayı böyle birine teslim edi-yorsun ki öyle bir halife yaratı-yorsun ki, kan akıtacak, fitne fesat çıkaracak, birbirine zulmedecek, sen nasıl dünyayı öyle birine teslim ediyorsun? Halbuki biz hep sana tespih ederiz hep sana hamd ederiz. Hep senin emrindeyiz.” Melekler bu cümleleriyle şunu söylemek istiyorlar. Dünyayı bize teslim etmen daha iyi olur biz bu işi daha iyi anlarız, daha iyiyiz gibi bu anlamları veren cümleler kullanıyorlar. Cenabı Allah'ın meleklere cevabı ne oluyor. “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim. Siz sadece insanların bazı günahlarını kötülüklerini dikkate alarak karar veriyorsunuz ama ben insanlarda öyle cevherler öyle istidat ve kabiliyetler yaratmışım ki o hataları onun yanında affedilecek niteliklerdedir.” İnsan bu kadar değerlidir. Ve Cenabı Allah insanları yarattıktan sonra meleklere secde emri veriyor. Ona secde edin, yani saygı gösterin. O sizden büyüktür. Meleklere insanlık üstünlüğünü ispatlamak için Cenab-ı Allah meleklerle Adem (a.s.)‘i, ilk insanı karşı karşıya getirir, insanın değerini bakın nasıl ispat eder meleklere karşı . İbadetiyle, takvasıyla değil hanginiz daha iyi namaz kılarsınız değil... “Meleklerle Adem (a.s.) Arasında Bilgi Yarışması” Meleklerle Adem (a.s.)'ın arasında Cenabı Allah bilgi yarışması düzenliyor. İlk önce meleklere soruyor: “Bu eşyaların adlarını söyleyin isim verin, ad verin.” Melekler: “Biz bu konuda bilgi sahibi değiliz bilemeyiz” Cenab-ı Allah Adem(a.s.)‘e döner; “Sen onlara söyle bu eşyaların isimlerini Adem (a.s.) tek tek isim verir. İsim verme yeteneği insanın en önemli özelliğidir. Ve bu gün Sosyal bilimler, Fen bilimler, herhangi bir bilim dalın da kavramlar var. Çünkü biz insanlar neyi icat etmişsek isim vermişizdir. Ve bu isimler kelimeler birikmiş ilimler meydana getirmiştir. Ve nesilden nesile aktarıla aktarıla dereceler aşamalar meydana gelmiştir. İnsanlar nereye kadar yükseldiler. Yani bu isim verme olayını küçümsememek gerekir melekler onun için bize secde etmiştir. O zaman şöyle söyleyelim biz insanlar bu kadar değerli isek bu değerimizi ne ile koruyacağız nasıl koruyacağız? Eğer nefsi istek ve arzularımıza kendimizi esir yaparsak öyle derecelere düşeriz ki diğer canlılardan daha aşağı düşeriz. Cenabı Allah bunu bize söylüyor. “Esfel-i Safiline (aşağıların aşağısına) de düşebilirsin” diyor. Demek ki yüce Allah'ın verdiği değer bazı şeylerle ayakta kalır. İşte insana verilen değer insanın ayakta tutabilmesi için bazı şeylere ihtiyacı vardır. İnsan bir insan olan Adem (a.s.)'in sahip olduğu bilgiyi aklı ilmi kullanırsa değerlidir. Yoksa cehaletle insan değerini kaybeder. Ve diğer canlılardan çok çok aşağıya düşebilir. “Birinci Değerimiz İlimdir” Birinci değerimiz ilimdir, akıldır. İlk insan Adem (a.s) meleklerden üstündür, bilgisi sayesinde almıştır bu özelliği... O zaman bilgiye değil ilme akla değil, onlardan uzaklaşılırsa hikayelere hurafelere, asılsız şeylere dalarsak değerimizi yitiririz. İlim ve akla tabi olmak insanın değeridir. İnsan onunla değer kazanır. Gayr-i Müslimler de buna tabii olsa yükselecektir çünkü insanın değeri onunladır. Müslümanlar eğer bundan uzaklaşsalar geride kalacaktır. Tam 49 yerde Cenabı Allah bize “Aklınızı kullanın, ilme tabi olun, i-lerlersiniz doğruyu bulursunuz” diyor. Hukukçular araştırma yapmışlar dünyadan hangi ülkede suç oranı yüksektir. Hangi toplumlarda milletlerde? iki unsur dikkati çekmiştir. Eğitim seviyesi düşük olan toplumlarda suç oranı yüksek çıkmış, Eğitim seviyesi yüksek olanlarda suç oranı düşük çıkmıştır. Yani eğitim ve ilim ile suç ters orantılıdır. Biri yükselirse diğeri düşer. O zaman bizim ilme eğitime çok değer vermemiz gerekir. Dinimiz onun için bize “oku” emri ile ayeti göndermiştir. Okumamız gerekir, eğitimli olmamız gerekir. İlme ve akla sahip olmamız gerekir ki diğer milletlere diğer toplumlara örnek olalım. Cenab-ı Allah bizi yaratırken ihtiyaçlarla donatmıştır. Bizim yemeğe ihtiyacımız var, içmeye ihtiyacımız var, giyinmeye ihtiyacımız var, barınmaya ihtiyacımız var, ilme ihtiyacımız var, ihtiyaçlar ihtiyaçlar.... Ve bu ihtiyaçları da en iyi karşılamak için de çalışmak zorundayız ve bu ihtiyaçlarımızı karşılamazsak, bu ihtiyaçlarımızı karşılamak için başkalarına elimizi açmak zorunda kalacağız. “Yoksulluk toplumlar için felakettir, musibettir.” Yoksulluk toplumlar için felakettir musibettir. Hiç bir zaman di-nimiz yoksulluğu nimet olarak kabul etmemiştir. Onun için yoksullukla mücadele etmemiz gerekir. Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerim’de yüzlerce yerde “fakirlere yetimlere sahip çıkın” emrini veriyor. Çünkü yoksul insan bir de eğitimsiz ise her zaman kötülüklere gidebilir. Yanlışlara düşebilir. İkinci musibet yoksulluktur. Üçüncü musibet yine insan olarak değerini yitiren aramızdaki kin, nefret ve ihtilaftır. Başka bir tabir ile tefrikadır. “Üç Cihadla Mükellefiz” Bir toplumda ittifak birliktelik ne kadar varsa o toplum o kadar i-lerler onun için bir İslam alimi şöyle demiştir: “ Eğer biri İslami açıdan bir cihad yapacaksa şu üç şeye karşı cihad yapmalı: “Birincisi cehalete karşı ilim silahıyla cihad, ikincisi yoksulluğa karşı varlık silahıyla mücadele yapalım, üçüncüsü ittifak ve birliktelik silahıyla ihtilafa karşı mücadele yapmalı” Cihadımızın tümü bunlarla olsun. Toplumumuz bu üç şeyle boğuşurken ilerleyemeyiz. Cahil bir toplum yoksul bir toplum kin ve nefretin dolu olduğu bir toplumda ilerlemek mümkün değildir. Yapacağımız dini cihadımızla ilk önce toplumumuza bu üç şeyi vermemiz gerekir. Dinimiz bir de bize şunu veriyor ifrat ve tefrite düşmemek. Kuran-ı Kerim bize şöyle diyor: “Orta ümmet ne aşırıya gidin ne de geride kalın dengede bir ümmetsiniz.” diyor. Orta yolda dengede bir ümmetsiniz diyor” Yaklaşık 3 saat süren konferans ilahi ve şiirlerle sona erdi.
Sason Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlemiş olduğu “İslamın İnsana Verdiği Değer” konulu konferans’ta gönüller bir araya geldi. Sason Yunus Emre İlköğretim Okulu Konferans salonunda verilen konferansa konuşmacı olarak Abdullah Şahin ve Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Tanrıverdi katıldı. Program başlangıcında Sason Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Özmen Derneğin faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Programda ilk konuşmayı yapan Abdullah Şahin Peygamberliğin gerekliliği konusunda ilmi bilgiler verdi. Şahin konuşmasına şöyle başladı: “Güzel Sason'umuzun güzel derneğimizin bu güzel çalışmasını tebrik ederek ve hepinize hoş geldiniz diyerek başlamak istiyorum. Peygamber Efendimizi anmak ve kutlu doğum haftası çerçevesinde İslam'ın insana verdiği önem anlamında, diğer bir ifade ile Resul-i Ekrem (a.s)'ın fiillerinden ve tavırlarından oluşan İslamiyet'in insana verdiği ehemmiyet çerçevesinde bu konferans gerçekten de anlamlı...”
“Peygamberlik Müessesesi” Konuşmasında Peygamberliğin gerekliliğini anlatan Şahin şöyle devam etti: “Buna gelmeden önce nübüvvet ile ilgili, Peygamberlik müessesesi ile ilgili, kurumu ile ilgili, birtakım bilgilerin herhalde zihnimize yerleşmesi lazım. Biz Müslümanlar, müminler olarak iman formülasyonu ilkeleri diye daha çocukluktan itibaren çoluk çocuğumuza öğrettiğimiz zihinlerimize nakşettiğimiz, silinmez ibarelerle nakşettiğimiz o altı temel prensipten bir tanesi de Peygamberlere imandır. Bu elbette ki sadece Peygamber (as) ile ilgili değildir. Nübüvvet olayı bir bütündür ve beşer anlamında
Peygamber Efendimiz (as)den önce insanlık ile başlayan bir süreçtir Nübüvvet süreci... Ve bu çerçevede yine itikadi anlamda şöyle düşünürüz, alimlerimiz şöyle ifade eder, derler ki: “ Kelime i Şehadetin iki kelamı birbirine burhandır ve delilleri onun içerisindedir” Yani Lailahe İllallah Muhammedün Resululah kelimesinin iki kelamının birincisi ikincisine bürhan-ı inni, ikincisi birincisine bürhan-ı ilmidir. Bu kelami bir açılım. Ne demek? Ateşin dumana olan delaleti veya dumanın ateşe olan delaleti gibidir. Allah’a iman, Peygamberlere imanı gerektirir. Bu onun içerisindedir. Bu birbirini gerektirir. Diğer imanın bütün ilkelerinde prensiplerinde olduğu gibi nitekim Allah Resulü (a.s.)'nün bizler için ifade ettiği ve miraç gecesinde nazil olduğu ifade edilen yatsı namazından sonra ümmetinde ekseriyetin okuduğu sünneti icra anlamında Amenerresulü diye başlayan ifadelerle bu ayet-i kerimelerde de biz sadece Hz Muhammed (sav)'e değil bütün Peygamberlere iman ederiz bütün hak kitaplara da iman ederiz, melaikelere de iman ederiz; Ve bunlar imanın prensipleri olarak bizim itikadımızla kafamızda zihnimize yerleşmiştir.
“Allah'a İman, Peygambere İmanı Gerektirir” Hatta bu anlamda Peygamber Efendimize imanı gerektirdiği bağlamda yani Allah'a olan iman Peygamber’e imanı gerektirir. Niçin? Çünkü kainat kitabını bize tarif edicidir. Öyle bir kitap ki, eğer muallimsiz olsa anlaşılamaz bir kitaptan ibaret kalır. Bu mantıkla bakıldığında kainatın her şeyini bize tarif eden bir muallim, din anlatıcıya ihtiyacımız vardır. Ve bunlarda insanlık içerisinde mümtaz olan seçkinler seçkini anlamında tarif edilebilecek belli şahsiyetlerdir ki bunlarda Peygamberlerdir. Ve bu çerçevede çoğumuzun herhalde bu memleketin insanı da itikadi anlamda İmam Eş'arinin itikadı üzerine yorumladığı üzere ayeti-kerime de “Biz bir kavme Peygamber göndermedikçe onları azaplandırmayız.” Eğer böyle ise Cenabıı Hakk kendi kitabında ve Kitabullah'ta azaplandırmayı bir Peygamberin gönderilişine bağlıyorsa bizimde herhalde yorumumuz bu şekilde olur. Peygamberlik müessesi, kurumu, bu anlamda önemli....
“Nübüvvet Kurumu Beşerde Zaruriyedir” Bu anlamda düşünülmesi gereken bir konu, Nübüvvet peygamberlik kurumu beşerde zaruriyedir. Gerekli olan bir şey Kainatın diğer bilimlerinde görebildiğimiz okuyabildiğimiz kadarıyla “karıncayı emirsiz, arıyı yasupsuz, (emirbeysiz) bırakmayan bir Kudret-i Ezeliye elbette ki beşeri peygambersiz bırakmaz.” Bunlar içinde bir reh- ber bir yol gösterici gönderecektir. İşte Resul-i Ekrem (sav) bütün Peygamberlik kurumu içerisinde bir fert fakat onun ayrı bir yeride vardır. Bizim mevlitlerimizde, kelam kitaplarımızda, itikat kitaplarımızda işlenmiş olan konular az önce ifade ettiğimiz gibi o kelime-i şahadetin
birbirine bürhan olması anlamındada değerlendirildiğinde Resul-i Ekrem (a.s.)’ in inandığımız bütün değerlerle o bütün iman prensiplerinde ilkeleriyle bir alakası bir bağlılığı vardır. Ve kainatın bütünüyle alakası vardır, bu çerçevede hayatın kainatın bir özü bir hülasası olduğu ifade edilir, şuur hayat ruh vs. bunların Hz. Resul-i Ekrem (as)‘in hayatıyla bağlantısı var ve anlam olarak kimi alimlerimiz her ne kadar mevzu derse de , hadis-i bilma'na olarak Peygamber efendimizin kainatın bütünüyle bir alakası vardır. “Senin için, senin için olmasaydı kainatı, eflakı halk etmezdim.” Denilen bu hadisi kudsideki ifade bu çerçevede anlamlıdır. Buna istinadendir ki, denilmiştir eğer kainattan Risalet-i Muhammediye (a.s.) nuru çıksa, gitse, kainat, eflak vefat edecek. Kainatın bağlılığının devamı Resul-i Ekrem (a.s.)'in nurunun kainattaki varlığıyla bağlantılı o gidince maliksiz kalınca, rehbersiz olunca, insanlık herhalde kaos yaşayacaktır rehbersizlikten... Belki o nur çıkmış olan Kur'an nurundan ayrılan bu beşer ve kainat veya küre-i arz başını bir seyyareye çarpacak, belki bir kıyameti koparacak. Bu çerçevede herhalde aklını başına alması lazım ta ki bu kainat anlamını devam ettirsin o Kur'an'ın İ’lam-ı Kelamullah olan Kuran-ı Kerim’deki ifadelere uygun bir hayat sürdürebilsin diye....
“Eğer Allah'ı seviyor iseniz, o halde Resul-i Ekrem (a.s.m)'e Tabi Olacaksınız” Zira ki Cenab-ı Allah Kuran-ı Keriminde “De ki Eğer Allah'ı seviyor iseniz o halde Resul-i Ekrem (asm)‘e tabi olacaksınız” Allah'a olan sevginin yeri konumu, durumu Allah Resulü(a.s.)'ne (a.s.) olan bağlılıktan geçer onu sevmekten ona tabi olmaktan geçer . Yine başka bir Ayet-i Kerimede “Resul (a.s.) size neyi verdiyse onu alınız, neden sizi sakındırdıysa da ondan sakınız buyrulur” Evet böyle bir zat, emsalsiz bir zatı anlamak ve ona tabi olmak kainatın yaratıcısına ve o ilahi emir ve buyruklara hareket etmek çerçevesinde anlamlıdır, önemlidir. Peki ekser insanlara ne olmuş ki sağır olup kör olmuşlar belki divane olmuşlar ki o hakkı görmüyorlar, bu hakkı işitmiyorlar veya anlamıyorlar? Hz. Resulullah (as)'ın dinimize gerektirdiği ibadetlerin bütün sırlarını en ince sırlarına kadar bizzat kendisinin tabi olması duada hakeza binlerce seneden beridir. Onun yapmış olduğu dualarda okuduğu zikirlerde Rabbinin tavsif de emsalsizliğini hala muhafaza etmektedir ve bunun çerçevesinde Marifetullah'ın önemli ifade tarlalarından olan Cevşenülkebir deki Rabbini esmasıyla talip ve tavsifi gerçektende anlamlıdır, ulemamızın sarf ettiği veciz bir cümle var “Ben sözlerimle Muhammed'i (sav) methetmiş övmüş olmadım fakat Muhammed (sav)'ten bahsetmek ile sözlerim güzelleşmiş oldu.” diye başlayıp Nübüvvetle ilgili Resul-i Ekrem(as) ile ilgili ifadeler o tarzda başlamış bu tarzda izahatlar yapılmıştır.”
Ardından kürsüye geçen Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Tanrıverdi İslamın ve Hz. Peygamberin insana verdiği değeri anlattı.
“Peygamberimiz Son Peygamberdir” Peygamberimiz (sav) kendinden önce gelen bir çok peygamberin devamıdır. Ama son Peygamberdir ondan sonra artık Peygamber gelmemiş ve gelmeyecektir. Peygamberimiz insanlığa ne getirdi veya insanlığa ne değer verdi? Onun için İslam’ da insan ne kadar değerlidir konulu bir konferans vermek istedik. İnşallah zamanımız el verdiği sürece Peygamberimiz (sav) getirdiği din ile Peygamberi olduğu İslam dini ile insana ne kadar değer vermiştir. Bunu sizlere açıklamaya çalışacağım. Konuya bir Ayet-i Kerime ile başlamak istiyorum. Bakınız Kuran-ı Kerimde Yüce Allah(c.c) insana ne kadar değer vermiştir. İnsanlara hitaben şöyle buyuruyor Yüce Allah (c.c) “Görmüyor musunuz yüce Allah yerdeki her şeyi ve gökteki her şeyi sizin emrinize vermiştir.” Sadece dünyayı değil sadece bir günü de değil, gökler diyor, semavat diyor. Yüce Allah yedi göğü de insanların emrine vermiştir. İnsan o kadar değerli ki sadece yeryüzü değil gökler de onun emrine verilmiştir. Okuduğum ayeti kerimede Cenabı Allah musahhara kelimesini kullanıyor. Bize musahhar etmiş cümlesini kullanmış yüce Allah... Bir başka ayeti kerimede Cenabı Allah şöyle buyuruyor; “Yerde ne varsa, göklerde ne varsa sizin için yarattım” diyor. Cenab-ı Allah bizim için yaratmışsa dünyadan istifade ettiğimiz gibi gökler den de istifade etmemiz gerekir. Şu sonuca varıyoruz bu ayetlerden insanlar dünyayla yetinmeyecek bir göğe değil yedi göğe çıkacaklardır. Ve onlardan istifade edecektir. Dünyadan milyonlarca kat büyüklükte olan yıldızlar yaratılmıştır göklerde ve Cenab-ı Allah Kur'an-ı Ke-rim’de: “Onları da sizin için yarattım” buyuruyor. O zaman insanlar bunlardan istifade edecekler ayet bunları bile söylüyor. İnsan o kadar değerlidir ki, dünya ve gökler onun emrine verilmiş ise bir insan Cenabı Allah’ın şu ayetini de hak ediyor. Cenabı Allah buyuruyor ki “ Biz insanı şerefli yarattık, izzet ve şeref sahibi, onur sahibi olarak yarattık.” Elbette dünya ve gökler onun emrine verilmiş bir varlık... Ondan daha izzetli, daha onurlu bir varlık var mıdır? “İnsan Yeryüzünün Halifesidir” İnsan çok değerlidir. Dinimizin insana verdiği önemi başka bir açıdan ele alalım. Cenab-ı Allah insanı yaratmadan önce meleklere insanı yaratacağına dair bilgi veriyor. Ve bu bilgiyi Kuran-ı Kerim’de Bakara süresinde aktarıyor. Diyor ki: Meleklere “Ben yeryüzünde bir Halife yaratacağım.”Ayeti Ke- rime şöyle diyor; “Biz meleklere dedik ki yeryüzünde bir Halife yaratacağız.” Yani dünyayı onun emrine vereceğiz biliyorsunuz halife demek asilin yerine geçecek kişi demektir. Peygamberimizin Hali- feleri gibi insanda yeryüzünde Allah (c.c)'ın halifesi oluyor. Dünya ve gökler onun emrine verilmiş. Bu kadar değerli bir varlık yaratıyor. İnsanları yaratmadan
önce bu bilgiyi meleklere veriyor bilgiyle beraber özeliklerini de meleklere söylüyor ama Melekler anlamakla zorluk çekiyor. Melekler soruyor Cenab-ı Allah'a istikam olarak “Sen nasıl dünyayı böyle birine teslim edi-yorsun ki öyle bir halife yaratı-yorsun ki, kan akıtacak, fitne fesat çıkaracak, birbirine zulmedecek, sen nasıl dünyayı öyle birine teslim ediyorsun? Halbuki biz hep sana tespih ederiz hep sana hamd ederiz. Hep senin emrindeyiz.” Melekler bu cümleleriyle şunu söylemek istiyorlar. Dünyayı bize teslim etmen daha iyi olur biz bu işi daha iyi anlarız, daha iyiyiz gibi bu anlamları veren cümleler kullanıyorlar. Cenabı Allah'ın meleklere cevabı ne oluyor. “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim. Siz sadece insanların bazı günahlarını kötülüklerini dikkate alarak karar veriyorsunuz ama ben insanlarda öyle cevherler öyle istidat ve kabiliyetler yaratmışım ki o hataları onun yanında affedilecek niteliklerdedir.” İnsan bu kadar değerlidir. Ve Cenabı Allah insanları yarattıktan sonra meleklere secde emri veriyor. Ona secde edin, yani saygı gösterin. O sizden büyüktür. Meleklere insanlık üstünlüğünü ispatlamak için Cenab-ı Allah meleklerle Adem (a.s.)‘i, ilk insanı karşı karşıya getirir, insanın değerini bakın nasıl ispat eder meleklere karşı . İbadetiyle, takvasıyla değil hanginiz daha iyi namaz kılarsınız değil...
“Meleklerle Adem (a.s.) Arasında Bilgi Yarışması” Meleklerle Adem (a.s.)'ın arasında Cenabı Allah bilgi yarışması düzenliyor. İlk önce meleklere soruyor: “Bu eşyaların adlarını söyleyin isim verin, ad verin.” Melekler: “Biz bu konuda bilgi sahibi değiliz bilemeyiz” Cenab-ı Allah Adem(a.s.)‘e döner; “Sen onlara söyle bu eşyaların isimlerini Adem (a.s.) tek tek isim verir. İsim verme yeteneği insanın en önemli özelliğidir. Ve bu gün Sosyal bilimler, Fen bilimler, herhangi bir bilim dalın da kavramlar var. Çünkü biz insanlar neyi icat etmişsek isim vermişizdir. Ve bu isimler kelimeler birikmiş ilimler meydana getirmiştir. Ve nesilden nesile aktarıla aktarıla dereceler aşamalar meydana gelmiştir. İnsanlar nereye kadar yükseldiler. Yani bu isim verme olayını küçümsememek gerekir melekler onun için bize secde etmiştir. O zaman şöyle söyleyelim biz insanlar bu kadar değerli isek bu değerimizi ne ile koruyacağız nasıl koruyacağız? Eğer nefsi istek ve arzularımıza kendimizi esir yaparsak öyle derecelere düşeriz ki diğer canlılardan daha aşağı düşeriz. Cenabı Allah bunu bize söylüyor. “Esfel-i Safiline (aşağıların aşağısına) de düşebilirsin” diyor. Demek ki yüce Allah'ın verdiği değer bazı şeylerle ayakta kalır. İşte insana verilen değer insanın ayakta tutabilmesi için bazı şeylere ihtiyacı vardır. İnsan bir insan olan Adem (a.s.)'in sahip olduğu bilgiyi aklı ilmi kullanırsa değerlidir.
Yoksa cehaletle insan değerini kaybeder. Ve diğer canlılardan çok çok aşağıya düşebilir.
“Birinci Değerimiz İlimdir” Birinci değerimiz ilimdir, akıldır. İlk insan Adem (a.s) meleklerden üstündür, bilgisi sayesinde almıştır bu özelliği... O zaman bilgiye değil ilme akla değil, onlardan uzaklaşılırsa hikayelere hurafelere, asılsız şeylere dalarsak değerimizi yitiririz. İlim ve akla tabi olmak insanın değeridir. İnsan onunla değer kazanır. Gayr-i Müslimler de buna tabii olsa yükselecektir çünkü insanın değeri onunladır. Müslümanlar eğer bundan uzaklaşsalar geride kalacaktır. Tam 49 yerde Cenabı Allah bize “Aklınızı kullanın, ilme tabi olun, i-lerlersiniz doğruyu bulursunuz” diyor. Hukukçular araştırma yapmışlar dünyadan hangi ülkede suç oranı yüksektir. Hangi toplumlarda milletlerde? iki unsur dikkati çekmiştir. Eğitim seviyesi düşük olan toplumlarda suç oranı yüksek çıkmış, Eğitim seviyesi yüksek olanlarda suç oranı düşük çıkmıştır. Yani eğitim ve ilim ile suç ters orantılıdır. Biri yükselirse diğeri düşer. O zaman bizim ilme eğitime çok değer vermemiz gerekir. Dinimiz onun için bize “oku” emri ile ayeti göndermiştir. Okumamız gerekir, eğitimli olmamız gerekir. İlme ve akla sahip olmamız gerekir ki diğer milletlere diğer toplumlara örnek olalım. Cenab-ı Allah bizi yaratırken ihtiyaçlarla donatmıştır. Bizim yemeğe ihtiyacımız var, içmeye ihtiyacımız var, giyinmeye ihtiyacımız var, barınmaya ihtiyacımız var, ilme ihtiyacımız var, ihtiyaçlar ihtiyaçlar.... Ve bu ihtiyaçları da en iyi karşılamak için de çalışmak zorundayız ve bu ihtiyaçlarımızı karşılamazsak, bu ihtiyaçlarımızı karşılamak için başkalarına elimizi açmak zorunda kalacağız.
“Yoksulluk toplumlar için felakettir, musibettir.” Yoksulluk toplumlar için felakettir musibettir. Hiç bir zaman di-nimiz yoksulluğu nimet olarak kabul etmemiştir. Onun için yoksullukla mücadele etmemiz gerekir. Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerim’de yüzlerce yerde “fakirlere yetimlere sahip çıkın” emrini veriyor. Çünkü yoksul insan bir de eğitimsiz ise her zaman kötülüklere gidebilir. Yanlışlara düşebilir. İkinci musibet yoksulluktur. Üçüncü musibet yine insan olarak değerini yitiren aramızdaki kin, nefret ve ihtilaftır. Başka bir tabir ile tefrikadır.
“Üç Cihadla Mükellefiz” Bir toplumda ittifak birliktelik ne kadar varsa o toplum o kadar i-lerler onun için bir İslam alimi şöyle demiştir: “ Eğer biri İslami açıdan bir cihad yapacaksa şu üç şeye karşı cihad yapmalı: “Birincisi cehalete karşı ilim silahıyla cihad, ikincisi yoksulluğa karşı varlık silahıyla mücadele yapalım, üçüncüsü ittifak ve birliktelik silahıyla ihtilafa karşı mücadele yapmalı” Cihadımızın tümü bunlarla olsun. Toplumumuz bu üç şeyle boğuşurken ilerleyemeyiz. Cahil bir toplum yoksul bir toplum kin ve nefretin dolu olduğu bir toplumda ilerlemek mümkün değildir. Yapacağımız dini cihadımızla ilk önce toplumumuza bu üç şeyi vermemiz gerekir. Dinimiz bir de bize şunu veriyor ifrat ve tefrite düşmemek. Kuran-ı Kerim bize şöyle diyor: “Orta ümmet ne aşırıya gidin ne de geride kalın dengede bir ümmetsiniz.” diyor. Orta yolda dengede bir ümmetsiniz diyor”
Yaklaşık 3 saat süren konferans ilahi ve şiirlerle sona erdi.